 |
sercansengel
Uzman
Kayıt Tarihi: 29 Mart 2006
Konum:
Foruma yazım: 496
DURUMU:
reklam alanı
|
Gönderilme Tarihi: 09 Nisan 2006 at 19:50:27 Değiştirilme Tarihi: 13 Mayıs 2006 at 16:00:14
Buraya sadece bir öykümü yazıyorum bu da biraz uzun umarım admin arkadaş bana kızmaz. diğre öykülerimi ve yazı çalışmalarımı okumak isterseniz. amatör olarak hazırladığım websiteme bakabilrsiniz
BİR MUHABBET
Merhaba, dedim.
Merhaba, dedi.
Bu kadar ümitsiz olma, dedim.
Hayata karşı tutumun olumlu olsun, ekledim.
Tamam sağ ol, dedi.
Önemli değil, dedim.
Seviyorum, oldu mu? dedi.
Oldu ama kimi ya da neyi seviyorsun, dedim.
x,y,z, dedi.
Üç bilinmeyenli oldu ama neyse, dedim.
Doğru valla, dedi.
Ben bu denklemi çözemem, dedim.
Uğraşma o zaman boş ver, dedi.
Boş veriyorum o zaman, dedim
Tamam, dedi.
Tamam olan ne, dedim.
Boşvermen, dedi.
Anladım, daha öncede anlamıştım aslında öylesine sordum, dedim.
Ona da tamam, dedi.
Ne kadar tamamlayıcısın, dedim.
Sağ ol, dedi tekrar.
Önemli değil, dedim tekrar.
Eee, ne var ne yok başka, dedi.
Ne var ya da ne yok bilmiyorum, dedim.
Nasıl yani, dedi.
Her şey de olabilir, hiçbir şey de olmayabilir, dedim.
Garip konuşuyorsun, anlamıyorum, dedi.
Düşündüğümü söylüyorum sadece, dedim.
Garip düşünüyorsun o zaman, dedi.
Farkında değilim, dedim.
Anlıyorum, dedi.
Çok anlayışlısın, dedim.
Teşekkür ederim, dedi.
Neden teşekkür ediyorsun, dedim.
Bilmem, dedi.
Bilmediğin bir şeyi neden yapıyorsun o zaman, dedim.
Çok soru soruyorsun, dedi.
Elimde değil, dedim.
Bundan sonra elinde olsun, hoşlanmıyorum, dedi.
Özür dilerim, dedim.
Özür dileme, acizliktir, dedi.
Saygıdır, dedim.
Acizliktir, dedi.
Değildir , dedim.
Öyledir, dedi.
Değildir, dedim.
Uzatma, dedi.
Özür dilerim, dedim.
Yüzünü buruşturdu. Gözlerini gözlerimden aldı. Başını denize doğru çevirdi. Susuyordu. Ayrılmak istiyordu biliyordum. Ama söyleyemiyordu. Kalbim kırılsın, kalbi kırılsın istemiyordu. Hem beni hem de kendisini düşünüyordu. Hafif bir rüzgâr çıktı. Uçuşan saç tellerinden biri ağzıma girdi. Tükürdüm. Bunun mide bulandırıcı olduğunu söyledi. Aldırmadım. Hep aldırmadığım için kaybediyordum onu. Rüzgâr durdu, yağmur başladı. Damlalar yanaklarımdan süzülüp, sol tarafımdan aşağılarıma kadar indi. Ürperdim.
Beni öptüğün zamanlarda ne düşünüyordun, dedi.
Hiç, dedim.
Sorun da bu ya, dedi.
Sorun yok, dedim.
Anlamıyorsun, dedi.
Çalışıyorum, dedim.
Anlamaya çalışıyorum, ekledim.
Hep kaçıyorsun, dedi.
Korkuyorum, dedim.
Hayalet değilim, dedi.
Böyle bir şey demedim, dedim.
Lanet olsun, dedi.
Beddua etme, dedim.
Hak ediyorsun, dedi.
Söyleyecek bir şey bulamadım. Haklıydı. Bugüne kadar onunla ilgileniyor gibi göründüm. Onu öperken, öldüğümde acaba nereye gömüleceğim diye düşünüyordum. Serin, kirli, ıslak, yapışkan, yoksa…
Bir şans versen, dedim.
Niçin, dedi.
Düzeltmek için, dedim.
Neyi, dedi.
Düşüncelerimi, dedim.
Nasıl, dedi.
Bilmiyorum, dedim.
Zahmet etme, dedi.
Neden, dedim.
Artık ben olmayacağım, dedi.
Öyle söyleme, dedim.
Biliyordum, biliyordum, biliyordum. Bir gün beni terk edeceğini. Hatta böyle bir konuşmayı yapacağını ve bu konuşmanın da bu şekilde yapılacağını. Ama elimde değildi. Zihnim sürekli dağınıktı. Bir yerden toplamaya çalışırken başka bir yerden dağılıyordu. Darmadağın oluyordu. Eriniyordum bir süre sonra uğraşmaya. Yoruluyordum, dayanamıyordum, yapamıyordum, boş veriyordum.
Fark ettin mi, dedi.
Neyi fark etmem gerekiyordu, dedim.
Saçlarımı kestirdim, dedi.
Hoş olmuş, dedim.
Zorlama kendini, dedi.
Seni kazanmak istiyorum, dedim.
Şimdi mi aklın başına geldi, dedi.
Belki, dedim.
Emin değilsin yani, dedi.
Belki, dedim.
Sevmiyorsun beni, dedi.
Belki, dedim.
“Belki”den başka bir sözcük biliyorsundur umarım, dedi.
Belki, dedim.
Delirtiyorsun beni, dedi.
Belki, dedim.
Belki sevmiyordum onu, belki de seviyordum. Bunun bir alışkanlık olma ihtimali de vardı ve en kötüsü de buydu zaten. Sevgi kolay değildir ama biter. Alışkanlık ise yok olana kadar eritir bedeni, vücudu bir uçtan diğer uca kadar kemirir tamamen yok edene kadar. O an cevap olarak hep aynı sözcüğü söyledim, belki dedim. Anlamadı, anlamıyordu. Oysa ben beş harflik bu sözcükle o kadar çok şey anlatıyordum ki ciltlerce kitap yazılabilirdi. Belki de sadece bir sözcüktü kulağıma hiç hoş gelmeyen. Evet hiçbir şey anlatmıyordum o kelimeyle. Gözlerim bir yelkenliye takılmıştı ve dalıp gitmiştim. İster istemez çıkıyordu ağzımdan “belki”. Onu sevmiyordum, ortada bir alışkanlık da yoktu. Öyleyse…
Bitmeli, dedi.
Bitti, dedim.
Biten ne, dedi.
Öyküm, dedim.
Ben bizi konuşurken sen seni konuşuyorsun, dedi.
Bizim hakkımızda öyküm, dedim.
Sonu nasıl bitiyor, dedi.
Bitmiyor, dedim.
Az önce bittiğini söyledin, dedi.
Yalan söyledim, dedim.
Allah belanı versin, dedi.
Teşekkür ederim, dedim.
Bu ne ilk yalanımdı ne de son olacaktı. Belki de ona değil yalan söylemeye alışmıştım ve onu seviyordum. Seviyordum, belki. Seviyordum, sevmiyordum, seviyordum, sevmiyordum, seviyordum, sevmiyordum, seviyordu, sevmiyordu, belki.
Biri beddua edince karşıdaki teşekkür etmez, dedi.
Beddua mı ettin, duymadım, dedim.
Aptalsın, dedi.
Ya da mahsus yapıyorsun bunları, ekledi.
Neleri, dedim.
Aptal, dedi.
Sana hiç seni sevdiğimi söyledim mi, dedim.
Hiç, dedi.
Ne kadar hiç, dedim.
Hiçte ölçülecek bir değer yok, dedi.
Var, dedim.
Nedir öyleyse, dedi.
Unuttum, dedim.
Aptal, dedi tekrar.
İkimiz de sustuk bir süre. Aslında emin değildim her iki tarafın da suskun olduğuna. Ben kendi kendime içimden konuşuyordum. Onun dudakları kıpırdıyordu. Şarkı mı söylüyordu yoksa bana beddua mı ediyordu hiç öğrenemedim. Sonra yağmur durdu. Sırılsıklam olmuştuk. Bluzu vücuduna yapışmıştı ve göğüs uçları görünüyordu saydamlaşmış bluzunun altından. Yağmurun dinmesini bekleyen rüzgâr tekrar başladı hoyratça. Bu sefer saçları uçuşmadı, ağzıma uçuşmayan tellerden biri girmedi, tükürmedim ve o iğrenç bulacak bir şey bulamadı. Başını sola çevirdi, sonra sağa ve sonra tekrar sola. Aklıma ilkokuldaki trafik dersleri geldi. Şimdi hayatımın kaldırımlarından karşıya geçecek diye düşündüm. Ve bir daha dönmeyecek, ve bir daha bana aptal demeyecek ve bir daha ıslanmış bluzunun altından çıkan göğüs uçlarını göremeyeceğim.
Hep düzelir dedim kendi kendime, ama hiç birinde sen hiçbir şeyin farkına varamadın, dedi.
Hep farkına vardım ama söylemedim, dedim.
Neden, dedi.
Nedeni yok, dedim.
Saçmalama, dedi.
O halde sen söyle, beni neden seviyorsun, dedim.
Sustu.Birini sevmek için bir nedene ihtiyaç var mıydı?
Sıkıldım, dedi.
Ben de, dedim.
O zaman neden uzatıyoruz bu sıkıcı konuşmayı, dedi.
Sıkı can iyidir kolay çıkmaz, dedim.
Çok komiksin, dedi.
Biliyorum, dedim.
Ayrıca çok ukalasın, dedi.
Biliyorum, dedim.
Kendini beğenmiş n’olacak, dedi.
Biliyorum, dedim.
Ve hiçbir şeyi hak etmiyorsun, dedi.
Biliyorum, dedim.
Sevgime layık değilsin, dedi.
Biliyorum, dedim.
Beni seviyorsun, dedi.
Bilmiyorum, dedim.
Gidiyorum, dedi.
Git, dedim.
Gitti. Yazan: Sercan ŞENGEL
Kullanıcının İmzası :
|